TEMMUZ 1985 SIHHİYE ANKARA - UZMANLIK KURASI
Yıl 1985. Doktorlara getirilen 2+2 yıl mecburi hizmet kapsamında, uzmanlık sonrası iki yıllık zorunlu kamu borcumu ödemek üzere, kurra çekmek için Ankara'ya geldim. Temmuz ayında Ankara yanıyor. Sıcak. O gün kurra çekecek tek uzman benim. Gerek ben, gerek pratisyen hekimler kurra çekecek Ege üniversitesi Tıp Fakültesi mezunları. Benim Dış Kapı Deri ve Tenasül Hastalıkları Dispanserini çekeceğimi biliyordu. Çekiliş bir formalite idi. Çünkü bu belalı yer, Ankara genelev kadınlarının muayene olduğu yerdi. Morfoloji ve Dermatoloji derslerine asistan olarak girdigim ve çok güzel günler paylaştığımız 1985 mezunu genç meslektaşlarımın moral alkışları altında torbadan minik bir kağıt çektim. Evet o belalı yerdi. Üç adet kağıttan nasıl bu batakhaneyi buldum diye homurdanırken kalabalık tan biri," tek kişilik çekilişlerde hepsine aynı yerin adı yazılıyor" boşa üzülme dedi. İşin arka planı şuydu, bu yer bir senedir boş idi . Rüşvet iddiaları nedeniyle doktor ve hemşireler açığa alınmış, mahkeme devam ediyordu. Birlikte ihtisas yaptığımız dördü bayan 5 doktor arkadaşımdan, bayanlar evlenip eş durumundan, erkek olanı askere giderek, bu dispanserden yakalarını sıyırıp paçayı kurtardılar. Top bende kaldı. Bir ara gözü karartıp gitmeyeyim dedim. Ama uzmanlık diploması bakanlıkta rehin idi. Uzmanlık yapamazdım.
Bunca yıl emekten sonra pratisyen olarak çalışmaktan başka seçenek vermiyorlardı. İzmir'e dönerken ne yapacağımı düşünüyordum. Evi Ankara'ya taşıyamazdım. Kiralar çok yüksek, maaşım çok düşük idi. Esim Bornova Suphi Koyuncu Lisesinde Matematik hocası idi. Oraya, 10 yıl önce ve çok zor tayin olmuştu. Oradan ayrılmak istemiyordu. Haklıydı . Düzenini ancak kurmuş vede güzel ve samimi bir çevre edinmişti. Bozmak istemiyordu. Oğlum ilkokul üçüncü sınıfa gelmişti. Okuluna yeni alışmıştı. Ayrıca Ankara, bir İzmirlinin yaşamak istediği ilk yerlerden değildi. İklimi çok sertti. Hava kirliliği acayipti. Haberlerde duyardım. Bazan Valilik, kükürt oranı şu kadar deyip sokağa çıkmayı yasaklardı. İzmir'e döndüm, izne ayrıldım. Çeşmede bir pansiyonda ailemle tatile başladım. Nefes almadan bir haber geldi. Polis arıyormuş. Ailemi bırakıp Bornova'daki karakola gittim. Asker kaçağı diye arıyoruz dediler. İzmir'e askerlik bürosuna yolladılar. 10 yıl önce askerlik yaptığım kendi kayıtlarında görüldü. Ama beni bırakmadılar. Kacak olan " Naci Güler" neyin oluyor dediler. Naci Benim 35 yıl önce ölen küçük abim idi. İlgileneceğiz deyip yakamı kurtardım. Kendimi Çeşmeye attım. Tatile sıkıntılarımızla beraber çıkmıştık. Bu tatili doyasıya yaşamak istiyorduk. Çünkü bunun yeni bir kırılma noktası olduğunu hissetmiştik. Tatil biterken karar verilmişti. Bornova'daki düzeni bozmayacaktık. Ankara'ya , iki yıllık sürgüne yalnız gidecektim. Bornova'daki evimize döndük. Ege üniversitesine, ayrılmak için gittiğimde, ilişkimin kesildiğini öğrendim. Kürsü başkanı, bu makamda yeni olduğunu, sözleşmemi uzatma gerekliliği tam olarak irdelemek için artık
zaman olmadığını söyledi. Maaşım ne olacaktı? . Hiç unutamam. Şöyle dedi" Bu da senin farkın olsun". Bu tür ayrıcalıklı olmaya artık alışmalı idim. Daha iki ay önce, asistan arkadaşlardan 1980 mezunu olan birinin maaş bordrosu gözüme ilişmişti. Benimle aynı maaşı alıyordu. Halbuki ben 1975 mezunuyum. Askerlikte yapmıştım. Üniversite beni Morfoloji ve Dermatoloji de 6 yıl eksik maaşla çalıştırmış, almayı hak ettiğimden eksik para vermişti.
Zat işlerine gittiğimde, eksik bilgi vermişsindir, hayat öykünü doğru yaz düzeltelim, demezlermi? Ama unuttukları bir şey vardı, hafıza gücü herkese eşit verilmemişti. Daha önce hem Morfoloji hem Dermatoloji için iki tane yazmıştım. Dosyamda var dedim. Her küçük memur gibi, önce bir direndiler. Sonra vazgeçtiler. Dosyada iki tane el yazımla 6 ve 4 yıl önce, yazmış olduğum hayat hikayem mevcuttu. Çılgın gibi bir telaşla düzeltmeyi yaptılar. Kayıp eşeğimi, bir kez daha dişimle tırnağımla kaza kaza bulmuştum. Aslında üniversiteyi mahkemeye vermek vardı. Doğru olan da buydu. Ama prosedür hatası yapılarak, kendi hocamın beni kapı önüne koyacağını nereden bilecektim. Birde ogün, o toy memurun korku dolu yüzü beni frenlemişti. Yanı sıra, bu çürümüş bürokraside, hak aramak çok yıpratıcıydı. Oysa benim umudum hep ileride idi. Hiç gercekleşmiyecek bile olsa.
Bunca yıl emekten sonra pratisyen olarak çalışmaktan başka seçenek vermiyorlardı. İzmir'e dönerken ne yapacağımı düşünüyordum. Evi Ankara'ya taşıyamazdım. Kiralar çok yüksek, maaşım çok düşük idi. Esim Bornova Suphi Koyuncu Lisesinde Matematik hocası idi. Oraya, 10 yıl önce ve çok zor tayin olmuştu. Oradan ayrılmak istemiyordu. Haklıydı . Düzenini ancak kurmuş vede güzel ve samimi bir çevre edinmişti. Bozmak istemiyordu. Oğlum ilkokul üçüncü sınıfa gelmişti. Okuluna yeni alışmıştı. Ayrıca Ankara, bir İzmirlinin yaşamak istediği ilk yerlerden değildi. İklimi çok sertti. Hava kirliliği acayipti. Haberlerde duyardım. Bazan Valilik, kükürt oranı şu kadar deyip sokağa çıkmayı yasaklardı. İzmir'e döndüm, izne ayrıldım. Çeşmede bir pansiyonda ailemle tatile başladım. Nefes almadan bir haber geldi. Polis arıyormuş. Ailemi bırakıp Bornova'daki karakola gittim. Asker kaçağı diye arıyoruz dediler. İzmir'e askerlik bürosuna yolladılar. 10 yıl önce askerlik yaptığım kendi kayıtlarında görüldü. Ama beni bırakmadılar. Kacak olan " Naci Güler" neyin oluyor dediler. Naci Benim 35 yıl önce ölen küçük abim idi. İlgileneceğiz deyip yakamı kurtardım. Kendimi Çeşmeye attım. Tatile sıkıntılarımızla beraber çıkmıştık. Bu tatili doyasıya yaşamak istiyorduk. Çünkü bunun yeni bir kırılma noktası olduğunu hissetmiştik. Tatil biterken karar verilmişti. Bornova'daki düzeni bozmayacaktık. Ankara'ya , iki yıllık sürgüne yalnız gidecektim. Bornova'daki evimize döndük. Ege üniversitesine, ayrılmak için gittiğimde, ilişkimin kesildiğini öğrendim. Kürsü başkanı, bu makamda yeni olduğunu, sözleşmemi uzatma gerekliliği tam olarak irdelemek için artık
zaman olmadığını söyledi. Maaşım ne olacaktı? . Hiç unutamam. Şöyle dedi" Bu da senin farkın olsun". Bu tür ayrıcalıklı olmaya artık alışmalı idim. Daha iki ay önce, asistan arkadaşlardan 1980 mezunu olan birinin maaş bordrosu gözüme ilişmişti. Benimle aynı maaşı alıyordu. Halbuki ben 1975 mezunuyum. Askerlikte yapmıştım. Üniversite beni Morfoloji ve Dermatoloji de 6 yıl eksik maaşla çalıştırmış, almayı hak ettiğimden eksik para vermişti.
Zat işlerine gittiğimde, eksik bilgi vermişsindir, hayat öykünü doğru yaz düzeltelim, demezlermi? Ama unuttukları bir şey vardı, hafıza gücü herkese eşit verilmemişti. Daha önce hem Morfoloji hem Dermatoloji için iki tane yazmıştım. Dosyamda var dedim. Her küçük memur gibi, önce bir direndiler. Sonra vazgeçtiler. Dosyada iki tane el yazımla 6 ve 4 yıl önce, yazmış olduğum hayat hikayem mevcuttu. Çılgın gibi bir telaşla düzeltmeyi yaptılar. Kayıp eşeğimi, bir kez daha dişimle tırnağımla kaza kaza bulmuştum. Aslında üniversiteyi mahkemeye vermek vardı. Doğru olan da buydu. Ama prosedür hatası yapılarak, kendi hocamın beni kapı önüne koyacağını nereden bilecektim. Birde ogün, o toy memurun korku dolu yüzü beni frenlemişti. Yanı sıra, bu çürümüş bürokraside, hak aramak çok yıpratıcıydı. Oysa benim umudum hep ileride idi. Hiç gercekleşmiyecek bile olsa.
Yorumlar
Yorum Gönder