1927 ÇANAKKALE İKİ YETİM

Yıl 1927, İmam Ali Rıza'nın oğlu Yahya, 17 yaşında tam bir deniz tutkunudur. Denizci olmak istemektedir. Çanakkale'de kalırsa en fazla bir balıkçı olacaktır. Boğazdan gecen bir gemiye sızar. İtalya'da gemiden denize atlayıp sahile çıkar. Yıllarca orada kalır. İmam Ali Rıza oğlunun ortadan yok oluşunu kaldıramaz kahrından hastalanır ve İki yıl geçmeden, ölür. Atatürk'ün Manastır Askeri rüştiyede sınıf arkadaşı İmam Ali  Rıza henüz 48 yaşındadır. Küçük kızı Kadriye annem Kadriye 5 yaşında yetim kalmıştır. Annesi Cemile Türkçe bilmeyen, rumca konuşan biridir. Ona babaannesi Arnavut Emine bakmaktadır. Kadriye babasının öldüğü bu evden soğumuştur. Uyku dışında eve pek uğramaz. Bütün gün sokaktadır. Abisi gibi oda iyi yüzer. Erkek çocukları gibidir. Tam bir sokak çocuğu olmuştur. İlk okula gönülsüzce gitmektedir. Evde erkek olmadığı için başına buyruktur. Okul onun için sokaktaki oyun hayatından çalınan zamandır, angaryadır. Okulu 3. sınıftayken terkeder. 10 yaşındaki Kadriye ailesinin okula dönmesi yolundaki ısrarlarına hiç kulak asmaz. Yıl 1936 olmuştur.Berber amcası Muharrem, yeğeni Kadriye ye erkek traşı  yapmaktadir.  O yokluk yıllarında kısa saç, cok etkili bir bit mücadelesidir . Oğlan çocuğu görünümlü  sokak çocuğu Kadriye sokağın başında uygun adım yürüyen askerleri görür ve adımlarını onlara uydurup sokak sonuna kadar onlarla yürür. Bu aralıklarla devam eder. Birlik komutanı cebinden bir avuç çerez çıkarıp bu altın saçlı çocuğa ikram eder. Sonraki günlerde de böyle olur. Bir gün birlik geç kalmış ama çocuk yine beklemiştir. Birlik komutanı "Vakit geç oldu eve gitmelisin,baban merak eder." deyince. Giyimine bakarak onu erkek çocuk zannetmekte olan Birlik komutanı ondan " Ben öksüzüm, babam yıllar önce öldü" cevabını alır.  "  .  İçi kötü olmuştur . Usulca " Bende öksüzüm " demis, yürüyüp gitmiştir. Etraf, bu ikisinin diyaloğunu farkeder ve çocuğun amcaları, annesi ile babaannesini uyarırlar. Oğlan çocuğu görünümlü Kadriye sokaktan eve çekilir. Askerleri ve komutanı perde arkasından seyre devam eder. Birlik komutanı küçük arkadaşının yokluğunu farkeder ama üstünde durmaz. Bir sanat öğrenmesi icin çırak verildiğini düşünmüştür. Onun bir kız çocuğu olduğunu, onca zaman hiç farketmemistir. Bu dikkatsizlikten öte birşey dir. Marika öldükten sonra etrafina ilgisi azalmıştır. Umursamaz olmuştur. Marika öleli neredeyse 15 yıl geçmiş olmasına rağmen  onu unutamamıştır. Gündeminde evlilik yoktur. Maaşı iyidir. Annesi ve üvey kardeslerine para yardımı yapmaktadır. Bornova'da tren istasyonu yanında, bir dönüme yakın bir arsa alır. Bugün orda pidematik denen mekânın olduğu apartman ve yanındaki apartman vardır. O arsada biri kendine diğeri annesine iki mustakil ev yaptırmaktadır. Kışlada kaldığı için, vede içki kumar sigara vs olmadığından parası bile kalır. Onları da bazı tatillerini İstanbul'da yaparken harcar. İstanbul'da tango mektebine gider. Gramofon alır. Bir sürü taş plağı olmuştur. Nikon marka bir fotoğraf  makinesi alıp, Fotoğrafçılığı öğrenmiş hatta karanlık oda yapıp fotoğrafları kendi basmaktadır. Rahatı iyi, tuzu kurudur. Bu düzeni değiştirecek bir gelişmeyi aklından bile geçirmemektedir. Ama  bu dümdüz hayat onun için sonsuza dek ve geriye  döndürülemez biçimde değişmek üzeredir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

EYLÜL 1965 ALSANCAK İZMİR - LİSE GİRİŞ SINAVI

27 MAYIS CUMA 1960 BORNOVA İZMİR - İLK DARBE