İLKBAHAR 1947 İMRALI

Yıl 1947 ilkbahar. İmralı'dan bir tekne iskeleye yanaşır. İçinden tek bir yolcu iner. Bu,  o gün tahliye olan babam Mehmet Niyazi dir. 5 yıl ne geleni ne gideni ne soranıs ne yazanı olmamıştır. Bu süre içinde ailesine kavuşmak dışında hiç bir arzu ve duası olmamıştı. Tango kursu birincisi bu adam tamamen dindar biri olmuştur. Çok hızlı yaşlanmış 35 yaşında saçları ve dişleri dökülmüş, omuzları çökmüştür. İzmir'e gider. Bornova'daki evine vardığında annesi ve kız kardeşi yılların  hasretiyle ağlayarak sarılırlar.  6 yasındaki ablam Candan şaşkın şaşkın babasına bakmaktadır. Tanımamıştır. Babam korkmasın diye sadece başını oksamıstır. Biraz nefes almıştır. Kötü haberler kafasına ardarda balyoz gibi iner. Hiç görmediği babası, şehit Ömer'in ismini taşıyan, hiç görmediği oglu Ömer, tahliyesine 9 ay kala mahrumiyet ve yoksulluktan ölmüştür. Kadriyesi delirmiş, İstanbul Bakırköy akıl hastanesinde yatmaktadır. İstanbul'a gider. Annem babamı tanımaz. Doktorlar annemi babamin refakatinde ambulansla Manisa akıl hastanesine sevk eder. Babam bir yandan iş bakarken diğer yandan gün aşırı Manisaya anneme gitmektedir. İş bulma umudu azalmaktadır. Devasa zeytinlikleri ise ona umut değildir çünkü çiftçilikten anlamaz. Marangozluktan anlamaktadır. Yıllarca bu işte çalışmıştır ama sermayesi yoktur. Kurumlar, sabıkalı olduğu için geri çevirirler. 3 ay sonra annem babamı hatırlar ama babam çok değişikliğe uğramıştır. Annem 4. Ayda Manisa dan taburcu olur. Bir güzel haber de bir okul arkadaşından gelir. Ziraat Mektebi kütüphanesi eski ve yeni harfleri bilen bir memur aramaktadır. Sabıkası olduğu için kadro veremezler. Sözleşmeli olarak işe alınır. Ziraat Mektebi bugünkü Bornova'daki Ege Üniversitesini ilk  binasıdır. Evinden sadece 200 metre ötededir. Aile yaraları sarmaya çalışmaktadır. 15 Mayıs 1948 tarihinde üçüncü çocuk Naci doğar. Bu umut bir ay doğmadan söner. Etraftakilerin demesi, çok çok güzel bir bebekmis. Oğlum olsun doktor olsun takıntısı hiç bitmeyen babam, oğlan aramaya devam eder. 15 Eylül 1949 da ablam Gülay doğar. Candan ablam ilkokulda iken babam ona ata binmeyi öğretir. Zeytinlikleri işlemeye başlarlar. Ablam 10 yıl atla nakliye ve recberlik işine yardım eder. Çok iyi binicidir. Bu hüneri ileride bir gün hayatını kurtaracaktır. Çocuk doğurmak şizofreniyi tetikleyen bir olgudur. Babam hiç bir zaman bunu anlayamadı. Oğlan çocuğu inadı sürdü. Böylece Gülay ablamdan sadece 11 ay sonra 19 Temmuz 1950 tarihinde dünyaya gelme sırası bana gelmişti.10 ay sonra ardarda doğurduğu 3 çocuk  ile şizofreni tetiklenir. Annem ertesi yıl hastaneden çıkıncaya kadar bir mucize gerçekleşti. Küçük olanı çok hastalanan bir yaşındaki ben ve iki yaşındaki Gülay ablam hayata tutunmayı başarmıştık. Bir yıl sonra, 9 temmuz 1953 tarihinde altıncı çocuk kız kardeşim Emine aramıza katıldı. Candan ablam ilkokuldan sonra okula devam edemedi hem annemin hemde babamın jokeri olarak küçücük omuzlarına ailenin sorumluluğu bindiğinde 10 yaşından küçük idi. Bu onu tam bir savaşçı yapmıştı. Çok güçlü bir insandı. Hâlâ savaşıyor. 79 yaşında. 150 kilo olmasa, dalya diyeceğine iddaaya girerdim.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

EYLÜL 1965 ALSANCAK İZMİR - LİSE GİRİŞ SINAVI

27 MAYIS CUMA 1960 BORNOVA İZMİR - İLK DARBE