EYLÜL 1957 BORNOVA - TEMBELLER KÜMESİ
Yıl 1957 Sonbahar. Eylül ayı. Bir yıl önce bu zamanlar bir yaş büyük ablam okula başlamıştı. Şimdi sıra bendeydi. Podye denen siyah önlük uzun süre gitsin diye neredeyse dizime geliyordu. Birde kirlenmesin diye muşamba bir yaka alınmıştı. Bu yakanın uçlarında bağcıklar vardı. Ayakkabı bacıgı gibi, fiyonk yapılıyordu. Yanlış ipi çekerseniz düğüm oluyor, boynunuzu göremediğiniz için, bir boy aynası buluncaya kadar açılmıyordu. Bu ilk problemdi. Ama sonuncusu değildi. Ablamın mezun olduğu 9 Eylül İlkokuluna kayıt edilmiştim. Yaz aylarında şuan Bornova'daki Özkanlar karakolunun yanındaki 3 blok 96 daireli Gazi sitesinin olduğu 10 dönümlük arazideki, kule dediğimiz bağ evinde kalırdık. Çiftçi idik. Biz kendi aramızda buraya kısaca ova, kışlık eve de Bornova derdik. zeytinliklere Bozalan, dağ, papaz kuyusu diyorduk. Zeytin zamanında Bornova'daki eve göçer günü birlik Kasım, Aralık aylarında zeytin toplardık. Küçük ablam geçen yıl Bornova'daki eve daha yakın olan Hilal ilkokuluna gidiyordu. Sınıfta kalmıştı. Bu yıl ikimizde birinci sınıfta idik. Ancak ders çalışırken devamlı onu izlemiş ve birinci sınıf derslerini ezbere biliyorum ama konuşmuyordum. Okula gitmek de istemiyordum. Ablam elimden tuttu Bornova'daki okula bir saatlik bir yürüyüşle vardık. Herkes sevinçli, heyecanlı, ve coşkulu iken ben kaygılıydım. Konuşmalar yapıldı, bitişikte Büyük parktaki Atatürk büstüne okulca gidilip çelenk kondu. İki şerli kol ile yürümüştük. Biz birinci sınıflar el ele tutuşmuştuk. Benim yanımda bir drama göçmeni vardı. Adi Hüsnü idi. Sınıfa girdik. Sıkıldım, ağlamaya başladım. Öğretmen yeni nişanlı çok genç ve hoş bir hanımefendi idi. Ablama benimle kalma izni verdi. Bu, bir ay böyle devam etti. Sınıftaki hiç bir şeye ilgi duymuyordum. Ovaya bahçemize kaçmak istiyordum. Bir gün, benim dalgın bir anımda ablam kayboldu. Öğretmenle anlaşmışlar. Bir anda çok korktum. Pek konuşan biri değildim. Şimdi ise arada tutukluk yaptığımı fark ettim. Tamamen sustum. Birkaç hafta sonra yüz kişilik sınıfın en arkasına, bir önceki yıllarda ikinci sınıfa gecemeyenlerin yanına atıldım. Bunların çoğu kimsesizler yurdundan gelen erkek çocukları idi. Çok kavgacı ve birlikte hareket eden 20 kişilik bir gruptu. Beni sevmemişlerdi. Ben de onları. Bir gün birinden dayak yedim. Dudağım kanamıştı. Şikayet ettim. Oda dayak yedi. Benim açımdan olay bitmişti. Ama öyle olmadığını kısa sürede anladım. Başka bir yurtlu, teneffüste kıstırıp beni dövdü. Git şikayet et dedi. Raconu anlamıştım. Sustum. Grup elemanları beni sırayla dövdü. Sabrettim. Anlamıştım. İspiyonculuk yoktu. Şikayet etmedikçe dövme iştahları kayboldu. İkinci dayak turunu tamamlamadılar. Hayatımın dersini aldım. Başkasının gücüne güvenerek kendimi koruyamazdım.
Yorumlar
Yorum Gönder