YIL 1985 DIŞKAPI ANKARA ZÜHREVİ HASTALIKLAR HASTANESİ'NİN GÖREVİ

Yıl 1985 Eylül . Ankara'da 2. gün. Ankara Belediyesi personel Müdürlüğü'ne evrakları Teslim ettikten sonra belediye evine gittim. Otobüsle izmir Ankara yolculuğu ve sonrasında Dışkapı deri ve Tenasül Hastalıkları Dispanserin de yaşadığım şoklar beni çok yormuştu. Hemen yattım. Sabah altıya kadar deliksiz bir uykudan sonra Dışkapı dispanserine gittim. Saat dokuza geliyordu. Yine dünkü hademe vardı başka da kimse gelmemişti. O da, benim dün geldiğimi fark etmemişti bile. herkes dünkü sıra ile yavaş yavaş  geldi. Sonuncusu saat 11 civarında gelen başhekim vekili olmak üzere kadro tamamlandı. Salonda cildiye hastaları ve karneleri imzalatmak için gelen genelev vekilleri dahil 10 - 15 kişi bekliyordu. Başhekim vekili idare amirine Doktorun gelmediğini cildiye hastalarını göndermesini söyledi. Cildiye hastalara gitti vekiller kaldı. Salondaydım bekledim. Vekillere dün olduğu gibi, doktor yok çalışma karnelerinizi imzasız kullanabilirsiniz diyecekti. Öyle de oldu. O arada ahlak polisi izinsiz ve karnesiz çalışan bir grup telekız ve iki eşcinsel getirdi. Onlar da salona oturdu. Beni hala kimse fark etmemişti. İzlemeye devam ediyordum. Biraz sonra bir vatandaş eşi ve çocuğu ile birlikte geldi. Ahlak polisinin getirdiği kız ve eşcinsellerin hakkında bir fikri olmadığı belliydi. Onlara doktor var mı diye sordu. Polise yakalandı diye kafası bozuk bu grup zaten çok gergindi. Ne bileyim ben diyerek terslendi. Adam kızdı. İnsan gibi cevap veremez misin lan diye bağırdı. Gürültüye üzerine başhekimle görüşme yapan polis müdahale etti. Vatandaşı gönderdiler. Başhekim, ahlak polisine; biz sizi ararız, siz şimdi bunları amirliğe götürün orada beklettin dedi. Gittiler. Saat 12'ye geliyordu. Başhekim odasına gitmeden, personele bugün ne yemek var diye sordu. Tam o sıra gözü bana ilişti. Doktor yok cildiye muayenesi de yok dedi. Beni cildiye hastası zannetmişti. Dün size telefon edilmişti beklediğiniz doktor benim dedim. Kendisini tanıttı. Bir buçuk yıl önce buraya vekâleten atandığını, buranın asıl doktorunun ve başhekiminin şu an soruşturma geçirmekte olduğunu ve o zamandan beri açıkta bekletildiğini, bu arada her ay bir başka doktorun geldiğini, her birinin ayrı bir uygulama yaptığını, kendi branşı olmadığı için de bunların ne olduğunu tam olarak bilmediğini anlattı. Buranın yemekleri Sıhhiye'deki belediye hastanesi'nden hazır olarak geliyordu. Yemekten sonra personelle tek tek tanıştık ve beraberce hastaneyi gezdik. 2. Kat Cadde tarafında, iki tane muayene odası, bir doktor odası karşılarında banyo tuvalet yanında 10 kişilik bir yatakhane vardı. Salon hem yemekhane hem televizyon seyretme yeri hem de oturma odası gibi düzenlenmişti. Diğer iki kat da aynı idi. Sadece onlarda, cadde tarafında tedavi ve pansuman odaları vardı. Deri ve Tenasül Hastalıkları Dispanserleri, 1930'lu yıllarda Hıfzıssıhha Kanunu na göre kurulmuştu. Türkiye'nin belli başlı büyük şehirlerinde faaliyet gösteriyorlardı. İki taneydiler. Biri belediyeye diğeri Sağlık Bakanlığı'na bağlıydı. Belediyeye bağlı olanın görevi, sadece genelev kadınlarının muayene ve tedavilerinin yapmaktı. Bunun dışında ahlak polisinin getirdiği karnesiz çalışan risk grubuna da hizmet vermekti. Çalışma belgesini almak zorunda olan, eğlence sektörü çalışanları da burada muayene ediliyordu. Ancak bunlar, burada yapılmakta olduğu gibi senin hastalığın var mı? Varsa tedavi edelim şeklinde olmazdı. Hepsinden vajinal Smear alınarak ve bunlar mikroskop altında incelenerek, kanları alınarak laboratuvara muayeneye gönderilir sonuçlar geldikten sonra belgeler imzalanır. Burada 1 ay geçici çalışanlar ahval-i kurtarmak için cildiye hastalarınada bakıp dostlar alışverişte görsün şeklinde durumu idare etmişler. Özel muayenehanelerinede devam etmişler. Genelevde yaklaşık 1000 tane kadın çalışıyordu ve bunlar Haftada iki kez gelince 2000 yapardı. Arada gelen ahlak polisinin getirdiği kadınlar ve çarşamba günü yapılan eğlence sektörü çalışanlarının muayeneleri ile birlikte 3000 rakamı civarında bir muayene akışı söz konusu idi. Bunların hasta çıkanları hastaneye yatırılır öyle tedavi edilirdi. Yatakhaneler boştu. Laboratuvarda kimyasalların miadı geçmiş, çoğu da eksikti. Her iki mikroskop da eski ve arızalıydı. Hemşirelerde Sıhhiye'deki belediye Hastanesi'nden dönüşümlü olarak geliyordu. Muayene masaları yani jinekolojik masalar hiç kullanılmamıştı. Hemşireler smear almayı bilmiyorlardı. Sağlık Bakanlığı'na bağlı dispanserler ise cildiye hastaları bakar,ilk tedavisi yapılmış frengi hastaların sonraki muayene ve periyodik muayenelerini yaparlar ve de cüzzam hastalarının ilaçlarını verirler, kontrollerini, takiplerini yaparlardı. Yani Dışkapı dispanserinin asıl görevi cildiye hastası bakmak değil zührevi hastalıklarına hizmet vermekti. Aslında, şu durumda Dışkapı zührevi hastalıklar Dispanseri çalışıyor gibi görünüp çalışmıyordu. Branş dışı başhekim de bu baştan savma durumu, büyük ihtimalle bilmiyor ya da ilgilenmiyordu. her iki hastanede biraz gözüküp ek maaşını da alıp muayenehanesinde düzenini tıkır tıkır götürüyordu. Başhekim vekili öğleden sonra ben artık gideyim dedi ve gitti. Her şeyin yanlış olduğu bu sağlık kurumunda, iki yılı nasıl geçirecektim. Hep bunu düşünüyordum. Aslında şu an için yapılacak bir işim yoktu dışarı çıkıp dolaşabilirdim, ama ben ne yapacağımı kararlaştırabilmek için hastaneyi enine boyuna tek başıma dolaşıp eksikleri tespit etmeliydim. Kalorifer dairesinden en üst kata, dışkapıdan bahçe duvarlarına kadar her tarafı tek tek inceledim. Tek tek not aldım. Nesi eksik diye sorsalar nesi tamam ki diye cevap verebilirdim. Buraya hastane demek için bin şahit gerekebilirdi. Kimseyi tanımıyordum yapacaklarımı tatbik edebilmek için çok yavaş ilerlemem gerekiyordu. Kimseyi tedirgin etmemek gerekiyordu. Orada, kendi aralarında bir düzen kurmuşlardı ve bunun üzerine birden gidilemezdi. Vesikalar geliyordu ama kadınlar muayeneye gelmiyordu. Hastayım diyen kadına reçete yazıp ilaç vermekle hastalık önlenebilirmiydi? Kadınlar kendi başlarına hasta olup olmadıklarına nasıl karar verirlerdi. Kadınlar çalışmazsa para kazanamazdı.  İlaç alırken de çalışıyorlardı. Peki müşterilerine hastalığın geçmesi nasıl önlenebilirdi. Kadınlar tıpış tıpış haftada iki kez hastaneye gelecek smear alınacak kan muayeneleri periyodik ve düzenli uygulanacaktı. Hasta çıkanların tedavisi ve kontrolleri eksiksiz yapılacaktı.  İdeali böyleydi. Yapılması gereken de bu idi.Peki bunu kim yapacaktı? Mümkün görünmüyordu? Herkes kendi dalgasında idi. Rahatları iyiydi.Bu düşünceler beni çok yormuştu misafirhaneye döndüm ve ertesi sabah ne yapacağımı bilemeden yatıp uyudum.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

EYLÜL 1965 ALSANCAK İZMİR - LİSE GİRİŞ SINAVI

27 MAYIS CUMA 1960 BORNOVA İZMİR - İLK DARBE