EYLÜL 1985 DIŞKAPI ANKARA MERHABA KABUS
yıl 1985. Eylül. İki yıllık uzmanlık sonrası zorunlu hizmetime başlamak üzere, Ankara'ya gitmek için Bornova'daki otobüs terminallerine gittim. Saat 24.00 için bilet almıştım. Ankara'ya sabah saatlerinde varıp, Belediyeye uğramayı düşünüyorum. Ailemle evde vedalaştık. O zamanlar Mercedes 503 ler yeni çıkmıştı. Onlardan biriyle sabah Ankara'ya vardım. Otogar "AŞOT" Hipodromun karşısında. Servisle Ulus'a gittim. Dış kapı Deri ve Zührevi Hastalıkları Hastanesini sordum. Yürüyerek gidilebilir dediler. Gittim. Saat 8.30. Kapı Açık. Girdim. Pek kimseler yok. Girişte küçük bir bekleme salonu var. Cılız bir floresan lambasının esliğinde göz gözü görebiliyor. Duvarlar umumi tuvalet rengi bir boya ile herhalde 10 yılını tamamlamış. Sol tarafta idare odası, yanında başhekim onun yanında idare amiri odası. Sağ tarafta müracaat, toplantı odası üst katlara ve kalorifer dairesine merdivenler ve aralarında bahçe kapısı var. Müracaatta 60 yaşlarında bir kadın oturuyor. Belli ki görevli değil. Görevli geldi. Ben, salonda elimde bez puma seyahat çantamla oturuyorum. Ortamı anlamaya çalışıyorum. Yaşlı kadının önündeki bankoda yığınla banka hesap cüzdanı benzeri defterimsi bir şeyler var. Kadınların Çalışma karnesi. Vesika. İmza için getirmiş. Kendisi , genelevde vekilmiş. Vekil, ortada hiç gözükmeyen, asıl genel ev patronlarının yerine işleri yürüten kişi. Hademe yaşlı vekile çok saygılı. Sanki maaşı ondan alıyor zannedilecek kadar. 8.45 oluyor. Orta boylu 50 yaşlarında bir adam geliyor. Hademe kalkıp karşılıyor. Belliki bu vekil daha forslu. Elinde bir sürü imzalanacak vesika. İki vekil konuşuyor. Eski başhekimin zamanını arıyorlar. Geçici hekimler ayda bir gelip gidiyormuş. Beklekiliyorlarmış. İşlerş yürümüyormuş. İmza için muayenehanelerine gitmek durumunda kalıyorlarmış. Bir de Cildiye hastaları varmış. Bir doktor kaç iş yapacakmış. Hem devlet hem özel hasta olunca işler karışıyormuş. Saat 9.00 da, tek tük vatandaştan, cildiye hastaları gelip oturmaya başladı. O çevredeki insanlar. Onların anlattığına göre. Ayda bir hekim değişir, onlarda öğlen gelir, vekillerin getirdiği vesikaları imzalar, birkaç cildiye hastası bakar, yemek yer, muayenehaneye giderlermiş. Saat 9.30. Tipik memur görüntülü biri geldi. Hemen ardından bir başkası. 40 yaşlarındalar. Her ikisi vekillere yılıştılar. Vekiller pas vermedi. Karneleri kim imzalayacak diye sordular. Doktor cuma günü ayrıldı, yenisi İzmir'den gelecek dediler. Vekiller Başhekimi sordu. 11 den önce gelmez dendi. Sağlık karnelerini o imzalasın dediler. Branşı değil. İmza yetkisi yok. Kadro boş kalmasın diye Belediye Hastanesi'nden geldi. Vekaleten atandı. Yemeğini yer , muayenehanesine gider, ek maaşını alır, branşı ile ilgili hasta varsa sorar, kartını verir gidermiş. Saat 10.30 da lacivert takımlı bir bürokrat kapının yarısını doldurarak girdi. 50 yaş civarında, 100 kilonun üstünde, neşeli bir tipti. İdare amiri odası na yöneldi. Sonra memurların odasına gitti. Girmeden seslendi. Benim işim var. Başhekime söylersiniz dedi. Salondaki cildiye hastalarına doktor yok beklemeyin dedi. Gitti. Salondakilerin kimi gitti, kimi kaldı. Saat 11.30 da şık giyimli 55 yaşlarında dinç bir bey geldi. Başhekim odasına girdi. Gazetesini açtı. Vekillerden genç olanı hafif saygılı bir selam verip girdi . Biraz sonra memnun olarak çıktı. Hadi gidelim kadınlar bu seferde imzasız çalışacak dedi. Ben sabahtan orada olduğum için, sakin sakin muayene olmuyorlar mı diyecek oldum. Beni potansiyel müşteri olarak görüp hasta olan doktora gider ilaç alır, zaten bin tane kadın haftada iki defa nasıl muayene olur gibisinden bir şeyler geveledi . Dört saatlik gözlemden anladım ki burası tam bir kâbustu. Üniversite ortamından sonra, uzmanlık hakkımı kaybetmemek için, evraklarımı teslim edildi, işe başlamak için mesai bitimine kadar vaktim vardı. Bu belalı yerde iki yıl nasıl geçerdi. Kim olduğumu söylemekten vazgeçtim. Kendimi bu cehennemden dışarı attım. Belediyenin yerini sordum. Ulus dediler . Zaten oradan gelmiştim. 20 dakikalık yol. Ama öğle arası. İyi oldu. Önümde dört saatlik bir karar süresi vardı. Çevreyi gezeyim dedim. Gençlik parkı yakındı. Bir simit aldım. Gölge bir yere oturdum. Yol yorgunluğu ve endişelerime biraz iyi geldi. Bu mevsimde Gençlik parkı çok güzeldi. Orada sekerlemeye dalmışım. Bir saat kadar uyku bana iyi geldi. İsteksiz adımlarla Belediyeye gittim. Personel Müdürlüğüne yolladılar. Evraklarımı verdim. Saat 15.30. Başhekimi Muayenehanesinde buldular. Yarın başlasın demiş. Kalacak yerim yok. Paramda yok. Belediye Misafirhanesinde yönlendirildim. Ücreti sordum. Cebimdeki son paralarla ve simit yiyerek idare edebilecektim. 3 aydır maaşım kesikti. Çıktım . Aslında, cebimde param olsaydı kaçar ve bambaşka bir kadere yelken açarmıydım. Hiç bilemeyeceğim. Gelecek beni çok korkutuyordu. Evimi, eşimi, oğlumu çok özlemiştim. Ayrılığın üzerinden daha bir gün bile geçmemişti.
Yaşar abi, çok güzel yazıyorsun. Ellerine sağlık. Hep yaz lütfen. Selamlar. Hüseyin
YanıtlaSil