EKİM 1985 DIŞKAPI ANKARA SIHHİYE BELEDİYE HASTANESİ'NDEKİ BUTİK DAİREM
Bir aya yakın bir zaman geçmişti. Dışkapı deri ve Tenasül Hastalıkları Hastanesi'nin eksikleri bitecek gibi görünmüyordu. Yapılması gerekenler listesi üzerine çizik atabildiğim birkaç madde dışında her şey eskisi gibiydi. Mesai başlama saatleri dahil hiç kimse kendisine çeki düzen vermemişti. En önemli değişiklik gelen cildiye hastalarının genel ev kadınları ile karşılaşmasını önlemek için onları diğer sağlık kurumlarına yönlendirmiş ve cildiye muayenelerini iptal etmiştik. Laboratuvar çalışır hale gelir gelmez zührevi hastalık muayenelerine ve tedavilerine ağırlık verecektik . Günde 500'ü Aşkın kadın öğleden önce gelecek sürüntü alınacak öğleden sonra da alınan sürüntüler preparat haline getirilip mikroskopta incelenecek hasta çıkanlar çağrılıp yatırılarak tedavi edilecekti. Bunları her gün patron vekillerine bizzat tek tek ben söyledim. Ortak kanaatleri şuydu ki onlar buraya gelmez diyorlardı. Gelmez ne demekti? Gelmeden muayene nasıl olurdu?Geleceklerdi Smear alınacaktı. Lam dediğimiz camlara sürüntü yapılıp daha sonra kimyasal işlemlerden geçirilip boyanacaktı. Preparat haline getirilip incelemeye hazır olacaktı. Ben de öğleden sonra mikroskop başına geçip onları tek tek inceleyip hasta olanlarınkini ayıracaktım. Burada rutin olarak öncelikli bakılan gonore dediğimiz halk arasında bel soğukluğu adı verilen hastalıktı. Frengi için üç ayda bir kan muayenesi yapılacaktı. Ben bunları anlatıp duruyordum ama kimsenin anladığını sanmıyorum. Hafta sonları İzmir'e ailemin yanına geliyor pazar geceleri Ankara'ya dönüyordum. Ankara İzmir arası otobüsle 600 kilometredir dönüşle beraber 1200 kilometrelik bu otobüs yolculukları çok yorucuydu. Ve iki yıl böyle devam etti. Büyükşehir Belediyesi'nin misafirhanesinde kalıyordum ama orada devamlı kalmak imkanı yoktu. Kalacak bir yer bulmam gerekiyordu. Kira vermem mümkün değildi. Aslında, tuvaleti olan bir oda bana yeterli olurdu. Düşündüm hastanedekiler den başka tanıdığım kimse yoktu. Her kafadan işe yaramayan bir sürü öneri almıştım. Ağzında Gümüş kaşıkla doğmayanların şöyle bir avantajı vardır. Onların kendi vücut ebatlarında minik kaleleri vardır. O kaleleri seyyardır. Onlarla gezer. Hemen 2. Kattaki doktor odasında bir karyola alacak kadar yer açtım ve karşı koğuştan bir karyola çekip kalacak yer sorunu hallettim. Personel şaşkındı. Böyle bir göçebeliği bir doktora yakıştıra mamışlardı. Tanıdıkları hiçbir Doktor böyle bir sefil hayatı kabul etmezdi. Başhekime sordun mu dediler. Misafirhaneden çıkarıyorlar sokakta mı yatacağım dedim. Üstelik burası hiç hasta yatırılmadığı halde bomboş yaz kış hastane imiş gibi masraf görüyor kışın kaloriferi yanıyor. Üstelik ben buraya hasta yatıracağım kendi odamın kapısını kapar burada kalırım kaloriferde boşa yanmamış olur. Hasta olmasa bile benim işime yarar havayı ısıtmaktansa beni ısıtsın dedim. Her dediğime karşı çıkmak ezberleri kapasitesi içindeydi ama farklı bir şey söylediğim zaman ne yapacaklarını şaşırıyorlardı. Benim orada kalmam kimi ilgilendirirdi? Niye ilgilendirir di? İğreti başhekim 11.30 da yeni yatak odamı görmeye geldi. Olmaz dedi. Anlamıştım. Hastanede kalmam istenmiyordu. Olacak çünkü 2 yılı böyle geçireceğim, Biter bitmez de gideceğim dedim. 2 yıldan fazla kalmayacağımı her ortamda vurguluyordum. Çünkü bu hastanede konuştuğum boş ya da dolu her söz genelevde yankı buluyordu. Sözlerim adımlarım sayılıyordu. Başhekim vekili öğlen yemek yerken, hadi bakalım gözün aydın araştırdım birkaç görüşme yaptım. Belediye Başkanı Sıhhiye'deki hastanede kalabilmen için tuvaleti olan küçük bir oda verilmesine müsaade etti dedi. Bu, 6 metrekarelik tuvaletli oda hastanenin en üst katında, sakin, sessiz, sıcak, bir karyola bir masa bir elbise dolabı bir etejer den ibaret sevimli bir odaydı. Hastanenin Fizik Tedavi hastalarına egzersiz yaptırılan katta bulunuyordu. Mesai dışında hiç kimse olmuyordu. Mesaiden sonra misafirhaneye gidip eşyalarımı topladım. Zaten hepsi bir çantaya sığıyordu. Bir aydır kalmış olduğum bu sevimli yerden görevlilerle de vedalaşıp ayrıldım. Yeni odamın kapısına takmak için bir asma kilit ve 2 halka aldım. Sıhhiye'deki belediye Hastanesi'ne geldim. Hastanenin birkaç girişi vardı fakat mesai dışında sadece acil servis yanındaki müracaat noktasından girilebiliyordu. Kendimi tanıttım bana verilen oda arka binanın 5. katında idi. Epey dolanbaçlı bir yolu vardı. Odamın kapısına asma kilidi takıp yerleştim. Burası acı tatlı hatıralarımda bana 2 yıl ortaklık edecekti. Yatağı radyatörün yanına çektim. Bu oda , Ankara'da başıma gelen ilk ve son güzel şeydi.
Yorumlar
Yorum Gönder